Emlak sektöründe franchisor markaları emlak yasasını istemiyorlar mı?

Geçtiğimiz haftalarda, 9 Nisan 2018 tarihinde Yeşilköy İstanbul Fuar Merkezi 9-10-11. salonlar İstanbul Ticaret Odası meslek organlarının çekişmeli yarışlarına ev sahipliği yaptı. Her sektörün temsil edildiği meslek komitesi sandıklarında kıyasıya yarışlar oldu. Bu yarışların en ilginçlerinden biri 41 ve 42 no’lu sandıkta emlak müşavirleri komitesindeydi. Yarışın sonunda İbrahim Bozan listesi olarak bilinen turuncu liste en çok oyu alarak ipi göğüsledi ve güven tazeledi.

Seçimlerden iki gün sonra ‘’Hedef Saygın Emlakçılık” Gurubu adına seçime katılan Ulvi Özcan kendisine ait bir sosyal medya hesabından ‘’Bir Seçimin Ardından” başlıklı bir yazıyı kaleme alarak, ‘’Franchisor firmaları istiyor gibi görünse de aslında kapsamlı bir emlak yasasının çıkmasını istemiyorlar. Çünkü düzensizlik içinde bir düzenleri var…” türünde açıklamalarda bulundu. Ulvi Özcan konuyla ilgili sorularımıza yanıt verdi.

Şu anda mevcut emlak aracılık hizmetleri (emlakçılık) sektöründe düzenleyici mevzuat hükümleri nelerdir?

Maalesef ki Borçlar Kanunu’nda emlakçılığın varlığını belirleyen iki maddesi ile (bu durum eski borçlar kanununda tellallık, yeni borçlar kanununda simsarlık olarak belirtilmektedir) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 8 Temmuz 2003 tarih ve TS:11816 sayılı Mecburi Standart Tebliği vardır. Bunlar dışında başka bir yasa veya yönetmelik yoktur.

Sektörün son zamanlarında gündeminde olan Taşınmaz Ticareti Yönetmeliği taslağı ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

Ben sektördeki sorunlarımızın kalıcı olarak ancak kapsamlı bir emlak yasası ile ortadan kalkabileceğini düşünenlerdenim. Kapsamlı bir emlak yasasının TBMM’nin iş yoğunluğu itibarıyla çıkmasının zorluğu nedeniyle geçici çözümün bir yönetmelikle olması tabii ki mümkündür. Ancak yönetmeliğin mevcut taslaktaki şekilde çıkması halinde sonuçları onarılmaz hasarlara neden olabilir. Dolayısı ile sektör temsilcilerimizin bu konuda dünyadaki örnekleri iyi inceleyip, bürokrasi ve siyasi karar vericileri lehimize ikna edeceklerini umarım.

Franchisor firma sahiplerinin bu seçimlere mevcut yönetmelik aynı şekilde geçerse endişesiyle İto seçimlerine aday oldukları konuşuluyor? Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Tabii kimsenin niyetini okuyamam, bilmiyorum. Ama bazı franchisor marka sahiplerinin sektör sorunları ile, mevzuat ile, sektörel temsil konuları ile hiç ilgili değilken ; mevcut taşınmaz ticareti yönetmeliği taslağını gördükten sonra endişeyle Ankara’ya koştuklarını, mevcut durumun düzeltilmesi için çaba gösterdiklerini, seçim sürecinde aktif olduklarını ve rakip listelerden birinin şekillenmesinde önemli rol oynadıklarını biliyorum.

Peki sizin ‘’franchisor emlak firmaları kapsamlı bir emlak yasası istemiyorlar…” açıklamanızdaki gerekçeler nelerdir?

Tabii bu bir varsayım. Ama güçlü, hem de çok güçlü bir varsayım … Türkiye’nin ilk emlak franchising markası 1985’de, en büyük franchising markası da 1997 yılında kuruldu. Büyük franchising markalarının çoğu da bu tarihe yakın tarihlerde, 2000’lerde kuruldu. Bence bu markalar ülkemizde emlakçılığın kurumsallaşmasına, nitelikli insanların emlak sektörüne girmesine vesile oldular, oluyorlar. Dolayısı ile sektöre katkıları inkâr edilemez. Ancak bununla birlikte kendilerinin sektördeki düzensizlik içinde bir düzenleri olduğu için emlak yasasının çıkmasını istemediklerini iddia ediyorum. Kendileri bu duruma hamasetle cevap vereceklerine, çıksınlar belgeyle ne zaman, hangi çalışmaları yaptıklarını açıklasınlar. Ama bu açıklama da yetmez yaptıkları bu çalışmaları dünyadaki güzel örneklerle karşılaştıralım bakalım ne’ler göreceğiz.

Anladığım kadarıyla siz emlak mevzuatı ile ilgili Avrupa ve Amerika örneklerini incelediniz? Biraz anlatır mısınız?

Avrupa’daki çeşitli örnekleri İstanbul Ticaret Odası Emlak Müşavirleri Komitesi’nde görev yaptığımız 2005-2009 yılları arasında incelemiştik. Uzun yıllar geçti aradan detayları hatırlamıyorum. Ama hatırladığım üç şey var. 1) Her önüne gelen emlakçı olamıyor. Emlakçılık güvenilir bir meslek, eğitim ve sınavlar sonrası emlakçı olabiliyorsunuz.

2) Emlakçı çoğu ülkede al-sat yapamıyor, yapılan ülkelerde de bu durum çok net ve şeffaf kurallara bağlanmış ; tüketiciyi hiçbir şekilde mağdur edemezsiniz.

3) Emlakçının hataya bağlı müşteri mağduriyetinde sigortacılık sistemi çok iyi çalışıyor. Bu konu ülkemizde tıp, hukuk, vb. bilmediğim birkaç sektörde çalışmaya başladı, umarım sektörümüzde de benzer uygulamalar olur.

Yakınlarda İTO seçimleri vesilesiyle Amerika, Kolorado eyaletini inceleme şansım oldu. Kolorada da emlakçı olabilmek için önce 2-6 hafta arası bir eğitim sonrası girdiğiniz sınavda 100 üzerinden 70 alabildiğiniz takdirde emlak danışmanı, minimum 2 yıl çalıştıktan sonra girdiğiniz bir sınav sonrası (yaklaşık 1,5 saat süren, ulusal ve eyalet bazında iki komisyon tarafından hazırlanmış, zor soruları içeren bir sınav) yine 100 üzerinden 70 aldığınız takdirde broker olma hakkını elde ediyorsunuz. Broker olduktan sonra ofis açabiliyorsunuz, bir franchising firmasından isim hakkı alabiliyorsunuz (franchisee olabiliyorsunuz) veya brokerlik haklarıyla emlak danışmanlığı yapmaya devam edebiliyorsunuz.

Sokakta binlerce girişimci ruha sahip, cebinde bir franchising markanın isim hakkını kiralayabilecek kadar birikimi olan insan varken ve isim hakkı almak için emlakçılıkla ilgili hiçbir kriter aranmazken siz bir franching firması sahibi olarak emlak yasasının çıkmasını ister misiniz? Veya soruyu biraz daha değiştireyim siz benim yerimde olsanız franchising firma sahiplerinin dünya standartlarında bir emlak yasası ile ilgili somut çalışmalarını görmeden ‘’biz de emlak yasası istiyoruz. Bu durumu çarpıtanlar bize iftira ediyorlar…” benzeri açıklamaları yeterli bulur musunuz ???

Konuyu araştırırken bazı meslektaşlarınızın ; ‘’Ulvi Özcan seçimi kaybetti, bu ve benzeri açıklamalarla gündemde kalmaya çalışıyor…” benzeri açıklamalarını da duydum. Konuyla ilgili sizin de görüşünüzü alabilir miyim ?

Anadolu’da güzel bir söz vardır ; ‘’Elin ağzı torba değil ki büzesin …” şeklinde… Bu misâl herkesin söylediğini dikkate alır bir durumumuz olamaz. Hele çıkarına dokunduğumuz bir insanın, bir firma yetkilisinin böyle bir açıklaması olmazsa hatrım kalır. Bizim gurubumuz kapsamı bir çalışmayla, web sayfası hazırlayarak, sosyal medyayı iyi kullanarak, meslektaşlarımızla zamanımız yettiğince birebir diyaloglar kurarak seçime hazırlandık. Geçen seçim kazanan liste 198, üç rakibinin toplamı da bir o kadar oy alırken ; Bu seçimlerde 800’ün üzerinde oy kullanıldı ve biz 255 oy aldık. Biz kazanamadığımız için kendimizi başarılı saymıyoruz ancak bu işleri bilen objektif gözlemciler hatta rakiplerimizden bazı arkadaşlarımız bile arkamızda bir cemaat, parti, marka/markalar, hemşehri, vb. bağlantılar olmadan aldığımız oy’un ciddi bir oy olduğunu söylediler, söylüyorlar. Hele küçük bir oy farkıyla kaybettiğimizi duyan bazı arkadaşlarımız özeleştiri yaparak ‘’biraz daha çalışabilirdik, bu sonuçta bizim de kusurumuz var …” benzeri itiraflarda bulundular. Evelallah biz dün çıkmadık, yarın da kaybolmayacağız. Gücümüzü de helal ekmek bölebilmeyi becermekten alıyoruz.

Son sorumuza verdiğiniz yanıttaki son cümleniz bir dahaki seçimde de varsınız anlamına mı geliyor?

Açık konuşmak gerekirse benim özelimde değil de emlakçılığın hak ettiği saygınlığı kazanmasını önemseyen bir gurup arkadaş bu sürecin içinde olacağız. Bu durumu sadece seçim, koltuk, kazanmak, vb. ucuz kavramlara endekslememek gerektiğini düşünüyorum. Biz şimdi seçimlere beraber girdiğimiz arkadaşlarımızla paylaşma ve dayanışma merkezinde çalışmalar yapmaya başladık. Günü gelince tabii ki seçimi de değerlendiririz. Ancak bugünlerden muhalefet eder olmak bana veya seçimi kaybeden hiçbir erdemli insana/guruba yakışmaz. Destek istedikleri oranda kendilerinin yanında olacağız. Çalışırlarsa, faydalı olurlarsa yanlarında; çalışmazlarsa karşılarında oluruz, bu kadar basit …

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Seçimlerden önce, kampanyamız sırasında çokça kullandığım bir cümle vardı. ‘’Seçimlere katılanlar kazanmıyor, katılmayanlar kaybediyor …” Bu durumu yaşayarak bir kez daha gördük. Seçim haftası itibarıyla görüştüğüm 200 üzerinde meslektaşımdan 73 kişinin aidatını ödemediğini, 50 kişinin de söz verdiği halde seçime katılmadığını gördüm. Nasıl bayrağımız, özgürlüğümüz, ülkemiz yoksa onursuz/şerefsiz aldığımız her nefesin bir anlamı yoksa ; mesleki değerlerimiz/kurallarımız olmadan kazandığımız kazancın da bereketi ve saygınlığı olmayacaktır. Mesleğimize, sandığımıza sahip çıkalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir